|
Kuklacı avaz avaz bağırıyormuş 'Nedir bu sizden
çektiğim!' Bütün kuklalar tir tir titremişler. Tahta
dişleri birbirine çarpmış takır takır.İçlerinden biri
'Toplanıp,konuşmamız lazım' demiş.
Bütün kuklalar akşam olunca sahne arkasında toplanmışlar.'Sabaha karşı buradan gidiyoruz arkadaşlar' demiş aralarından biri. Aralarında ki en büyük kukla imiş bu.
Kuklacı her birini iplerinden ayırıp, kutularına yerleştirmiş.Sonra da evinin yolunu tutmuş.Kuklalar onun gidişi ile birlikte kutularından çıkıp,iplerini aramaya başlamışlar. Çünkü dış dünya da hareket edebilmeleri için bu iplere ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlarmış.
Bütün odayı aramışlar,taramışlar ama iplerini bir türlü bulamamışlar. Sonun da aralarından biri 'Arkadaşlar burada hareket edebiliyorsak,dış dünyada da hareket edebiliriz' demiş.
Bu fikir hepsinin hoşuna gitmiş ve hep birlikte denemeye karar vermişler.
Kapıyı açıp,dışarı çıktıkların da görmüşler ki gerçekten de hareket edebiliyorlar.
Büyük kuklanın liderliğinde,yola çıkmışlar.Sabaha kadar şehri geçip, ana yola çıkmışlar.Üç gün üç gece daha yürüyüp,ormana varmışlar.
Genç meşenin gölgesinde dinlenirken,birden bire bir ses duymuşlar.
Bu ses meşe ağacından geliyormuş.'Sen de bendensin' demiş minik kuklalardan birini göstererek. Minik kukla, en minikleriymiş ama pek de akıllı, becerikliymiş.'Evettt' demiş. 'Ustam beni meşe ağacından yontmuş,eski bir meşeden.'
'Burada ne arıyorsunuz?' demiş ulu meşe. 'Ustamız her gün bağırıyor ve yeter bu sizden çektiğim' diyordu.'Biz de hep birlikte onu rahat bırakmaya karar verdik' demiş.
'Buralara kadar geldiniz öyle mi?' demiş yaşlı meşe. Hep birlikte 'Evet' diye cevap vermişler. 'Daha da yolumuz var. Orman halkını bulmaya ve onların bilgilerinden yararlanmaya geldik' demişler.
Biraz dinlenip,yaşlı meşeye 'Hoşça kal' deyip,oradan ayrılmışlar.
Az gitmişler,uz gitmişler,dere tepe düz gitmişler.
Yağmur başlayınca,tahtadan gövdeleri de ıslanmaya başlamış.Sığınacak bir yer ararken, üzeri örümcek ağları ile kaplı bir mağara bulmuşlar.
Ağları temizleyip,kendilerini içeriye zor atmışlar.
Bir de ne görsünler, kocaman bir örümcek.'Ben mağaranın örümceğiyim' demiş. 'Siz de kimsiniz,ağlarımı bozmaya cesaret edenler?' Kuklalar korku ile titremişler ve hep bir ağızdan 'Kötü bir niyetimiz yoktu,sadece yağmurdan kaçıyorduk.' demişler.
Örümcek, çirkin görünümünün altında pırlanta gibi de bir kalp taşıyormuş.
'Siz tahtadan kuklalarsınız,peki ipleriniz nerede?'diye sormuş.
'Ustam saklamış, biz de ipleri bulamadık.Şimdi iplerimiz olmadan çok zor hareket edebiliyoruz' demişler.
Örümcek pek üzülmüş bu durularına ve 'Ben bir çare bulabilirim belki size' demiş. 'Şimdi biraz dinlenin,ıslanmışsınız'.
Yağmur dinip de güneş açınca,pırıl pırıl gök kuşağı çıkınca, bütün kuklalar iyice kurumak için güneşe çıkmışlar.
Mağara örümceği ise kutu bir köşeye çekilip,düşünmüş. Düşünmüş taşınmış ve sonunda aklına bir fikir gelmiş.
Kuklaları toplayıp onlara bu fikrini anlatmış. 'Bakın, ben size çok sağlam ağlar örebilirim ve bunları başınıza,ellerinize,ayaklarınıza bağlayabilirsek,iplerinize de kavuşmuş olursunuz. Bu kadar ağır hareket etmenize de gerek kalmaz' demiş.
Kuklalar sevinmişler 'Gerçekten de bunu bizim için yapar mısın ?' demişler. 'Seve seve' demiş örümcek. 'Yalnız bir sorunumuz var.'
'Nedir nedir?' diye sormuş kuklalar.
'İplerinizin başını çekecek bir de ustaya ihtiyacınız olacak.
Size bir de kuklacı bulmamız gerekecek' demiş örümcek.
Kuklalar düşünüp taşınıp,bunun olmasını istemediklerine karar vermişler.'Biz artık iplerimizi çekecek birini istemiyoruz' demişler.
'O zaman ağır da hareket etseniz,özgürlüğünüzün tadını çıkarın' demiş mağara örümceği.
Bizim kuklacıklar tekrar yola koyulmuşlar. Ağır ağır giderken aralarından biri yere yığılıvermiş. Gözlerini kapatıp,öylece kalıvermiş.
Diğerleri ne yaptılarsa onu uyandıramamışlar. Onlarına da hareketleri gittikçe yavaşlıyormuş.Hepsi birden oraya yığılmışlar. Aralarında sadece minik kukla hareket edebiliyormuş.
O sırada oradan geçen pilli bebek Ayşe,durumu görmüş ve 'Yardıma ihtiyacınız var mı? arkadaşlar' demiş.
Minik kukla durumu anlatmış; 'İplerini kaybettiklerini, buraya kadar gelebildiklerini, birden bire arkadaşlarının yere yığıldığını,diğerlerininse sadece gözlerini hareket ettirebildiklerini' söylemiş.
'Hım' demiş pilli bebek sizin pilleriniz bitmiş. Minik kukla hayretle 'Ama biz pilli değiliz ki' demiş.'İpliyiz biz'
'Peki o zaman ipleriniz olmadan buraya kadar nasıl gelebildiniz? Bunu hiç düşündünüz mü?' demiş pilli bebek.
Minik kukla anlayıvermiş, yavaş hareket etmelerinin sebebini. 'Evet' demiş ustamız bize söylemese de bizi pilli yapmış,o ipler sadece göstermelik imiş demek.Uzun yolda pillerimiz bittiği için bu haldeyiz.'
'Bak şimdi anladın işte 'demiş pilli bebek. Ormana gidip,bütün halkı toplamış ve bütün kuklalara yetecek pilleri yapmaya koyulmuşlar hep birlikte.
Sonunda piller bitip,uyanınca kuklalar.Eskisinden çok daha hızlı olmuşlar.Orman halkı ile koşmuş,oynamış,gülmüş,eğlenmişler.
TEK TEK TEKERLEME
PİLLİYMİŞ ASLINDA KUKLALAR
İPLİ SANIYORLARMIŞ KENDİLERİNİ
GERÇEĞİ ÖĞRENİNCE
İÇLERİNDEN BİRİSİ
ARTIK NE KUKLACI KALMIŞ
NEDE İPLERİ
ONLAR İPLERİNİ ARARKEN
BULMUŞLAR PİLLERİNİ
YALNIZ KALMIŞ KUKLACI
KAYBEDİNCE ONLARI
ONLAR, GERÇEĞİ GÖRMÜŞ
KAYBOLUNCA İPLERİ.
|