AŞK OLDU HAYATIMIZ

Bir üç nisan daha geçtiiii, gitti. Onca telaş, onca hazırlık derken harika bir geceyi harika insanlarla paylaştık. Muhteşem geçen gecede bana eşlik eden, beni yalnız bırakmayan herkese teşekkür ederim.
İnsan bir işe başlarken içinde bulunduğu duygularla coşkun ruh halinde taşıyor hayata. Yaşananlar geride kaldığında tarifi mümkün olmayan başka duygular içinde buluyor kendini. Söyleyebileceğiniz herşey "harikaydı, muhteşemdi, çok güzeldi, mükemmeldi" gibi sözcüklerle  sınırlı kalıyor. Oysa anlatmak istediğiniz daha büyük duygularken birdenbire ifade özürlü  buluveriyorsunuz kendinizi. Bu da yakışmıyor aslında anlatamadığınız o yaşanan güzelliklere. "Aşk'Olsun hayatımız" adını verdiğim üç nisanda Akatlar Kültür Merkezi (Etiler)de  bir kez daha sahnelediğim  oyunum böyle taşkın duygularla  geçiverdi. Sayın Salim Yılmaz beyin başkanlığında Bakırköy İş Adamları Derneği ve tüm üyelerine, Sayın Özcan Atamer başkanlığında Ataköy Gazetesi ve çalışanlarına, ayrıca diğer destek veren herkese sınırsız teşekkürlerimi sunarım. Bu özel gecede benden desteklerini eksik etmediler ve oyun gecemi büyük bir coşkuyla paylaştılar. Böylece bu inanılmaz muhteşemlikte  yaşanan bir geceyi daha arkama attım. Bu kaçıncı oynadığım oyunumdu diye artık saymıyorum. Bir rüya gibi geçtiiii  bitti, öncekiler gibi.
Hı Hııııııııı :
İşte hayat böyle. Hep bunu yaşamadık mı? Bir rüya gibi geçip gitmedi mi bütüüün o dakikalar, saatler, günler, aylar ve yıllar. Bütüüüüün o zamanlar, o yaşanan hayatlar. Kavgalar, kırgınlıklar, kızgınlıklar, haklı haksız saldırılar. Hı Hıııııııııı. Savaş, tüfek, tabanca, kılıç, bıçak, kan, dehşet, vahşet, teröristler, pusular, dövüşmeler, düşürülmeler, silleler, tokatlar, tekmeler, gırtlaklamalar, öldürmeler, hamilelik, doğum, yeni doğan, genç yaşlar, ileriki yaşlar, yaşlılar, ağlamalar, gülmeler, hıçkırıklar, sevdalar, yeşillikler, çiçekler, karatopraklar, mezarlıklar, tehditler, yalanlar, entrikalar, kulisler, dedikodular, aldatmalar, aldatılmalar, iftiralar, iltifatlar, okullar, şirketler, paralar, evler, daireler, yalılar, köşkler, dubleksler, tiripleksler, çiftlikler, gecekondular, dinler, dinsizler, inananlar, inançsızlar, geceler, gündüzler, yıldızlar, ay tutulmaları, güneş tutulmaları, depremler, seller, sefaletler, rezaletler, sakatlar, hastalar, özürlüler, özürsüzler, çocuklar, kadınlar, erkekler, lezbiyenler, transseksüeller, biseksüeller, düğünler, nişanlar, sözler, nikahlar, nikahsızlar, metresler, sarışınlar, esmerler, kızıllar, güzel vücutlar, çirkin vücutlar, adeleli vücutlar, sarkmış memeler, kalkmış memeler, seks, fahişeler, orospular, genelevler, özelevler, boşanmalar, iyi erkekler, kötü erkekler, iyi kadınlar, kötü kadınlar, iyi çocuklar, kötü çocuklar, anneler, babalar, annesiz babasızlar, yalnızlar, kalabalıklar, kimsesizler, çocuksuzlar, çocuklular, aileler, sevgiler, sevgililer, karılar, kocalar, aşklar, ter, meni ve gözyaşları derkeeeeen, hepimiz bulunduğumuz noktadayız şimdi. Bu yaşamsal hercümerçten ziyadesiyle nasibimizi aldık, alıyoruz. Tüm o hırslardan arınıp şöyle bir geçmişe bakınca bir çok çekilen ve çektirilen o acılar, eziyetler, üzüntüler, yaşanan onca ızdırap veren olaylar yaşanmasaydı diyoruz belki ammaaaa İYİ Kİ yaşandı. Yaşananların ruhumuza kattıkları olmasaydı eğer bugün görebildiklerimizi, bugün algılayabildiklerimizi, düşünebildiklerimizi düşünemezdik. Her yaşadığımız olay sonunda hissettiklerimiz, ruhumuzda bir basamak yukarı çıkmamıza vesile oldu.

Birçoğumuz farklılaştık. Kalplerimizde eskiye ait ne varsa iyi gelmiyor bize. Artık iyi hissettirmiyor kendimizi ve sorguluyoruz. Kim öğretti bu saçmalıkları bize diyoruz çoğunluğumuz. Genellikle böyle hissettik. Hı Hııııııııı. Bu basma kalıp düşüncelerle birbirimizden ayrı düştük ya huuuu. Oysa bizim bize ihtiyacımız var. Öldürmeye, yok etmeye, ziyan etmeye, yermeye, uzaklaşmaya, uzaklaştırmaya değil. İnsan olmanın bizi hayvanlardan ayıran özelliklerimizi hayata yansıtmak, yaşamak, yaşatmak varken, neler etmekteyiz kendimize, birbirimize. Vee sevdiğimizi iddia ettiklerimize. Bazı alçaklar doğruyu saptırıp kendilerine göre anlatabilir. Fakat hangi ahmak buna inanıyor, asıl soru budur. Konuşarak sormak ve gerçeği öğrenmek, varsayımlarda bulunmaktan çoook daha iyidir. Böylelikle gerçeğin yakınından teğet bile geçmeyen rüyalar görmekten kurtuluruz. Zaman rüyadan kalkma zamanı, zaman uyanma zamanı.

Zaman kendimizi bilme, kendimizi bulma zamanı. Kiii, birbirimizi anlayabilelim. Ben kendime yürüyorum. Ya siz n'apıyorsunuz. Şu anda, şimdi, ŞİMDİ. Anlatılır gibi değil anladıklarım. Bu yazı sempatik, sizi düşünen, hayatı seven bir kadının kalbinden kağıda aktarılanlardır.
Bu gün, en güzel gün.

Çok sevgimle…