DİRİLİŞ

     Son İstiklal madalyalı gazimiz geçtiğimiz mart ayı içinde Eskişehir'de öldü. T.C. inin temel taşlarını oluşturan bu gibilerin sonuncusu da tıpkı öncekiler gibi küçük manşetlerle geçiştirilip gitti.
Büyük dedem Abdullah Raşit Bey'in de Çanakkale Savaşlarına ve Kurtuluş Savaşına teğmen rütbesiyle katıldığını ve subaylara verilen İstiklal Madalyasını taşıdığını biliyorum. İstiklal madalyalarının ne değerli madalya olduğu da herkesçe bilinmelidir diye düşünüyorum.
Bilinmelidir ki;  Çanakkale Savaşları hiçbir devletin, hiçbir ordunun, hiçbir silahın yurt sevgisinden ve milli onurdan güçlü olmadığını ve olamayacağını göstermiştir.
Turgut Özakman'ın "Diriliş" isimli kitabını bu duygular içinde okudum. Tarihin en eski milletlerinden biri ateşten geçerek, kan içinde, bir daha uyumamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek üzere çığlık çığlığa dirilmektedir.
Buradaki "Diriliş" Tolstoy'un Dirilişiyle farklı çizgiler içermekte, farklı istikametleri işaret etmektedir. Bir yanda ezilenlerin mücadelesi, diğer yanda bir milletin dirilişi anlatılıyor.
Niçin diriliş?
Osmanlı İmparatorluğunun son günlerine çok kısa bakmamız gerekir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde 93 harbiyle başlayan, Trablusgarp savaşı ile devam eden ve Balkan Harbi ile doruğa ulaşan yenilgiler zinciri, koskoca imparatorluğu yok olma noktasına getirmiştir. Moral değerler sıfır noktasındadır. Emperyalist devletlerin hiçbirisi yük olur düşüncesiyle ittifak kurmamaktadırlar. Esasen stratejik değerlerinin yanında kültür değerlerine de sahip olan imparatorluk topraklarının paylaşılması, halkının ise asimine edilmesi düşünceleri vardır. Halbuki Türkler'in en ufak bir direnç göstermesi düşünülemez. Fabrikası yok, yolları yok, fakirlik ve yoksulluk had safhada ve bütün bunların ötesinde atılım yapacak moral de yok.
Bu açıklamanın ışığında Çanakkale savaşlarını değerlendirirsek, niçin dirilişin cevabını buluruz.
Çanakkale Mustafa Kemal'i sahneye çıkarmakla, Milli mücadelenin önderini de doğurmuştur. Millete ve milletin ordusuna özgüven kazandırmıştır. Kenetlenilir ve direnilirse  emperyalizmin yenileceğini göstermiştir.
Genç komutanlar savaşçılık oynamayı burada öğrenmişler ve Milli Mücadelede yokluk ve yoksunluk içinde olmalarına karşın, birliklerini büyük başarıyla yönetebileceklerini, başarıya ulaşabileceklerini  öğrenmişlerdir.
Kuva-yi Milliye ruhunun mayası Çanakkale ruhudur. Bu ruh daha gelişerek, büyüyerek, güçlenerek, yaygınlaşarak, derinleşerek, bilinçlenerek Kuva-yi Milliye ruhunu oluşturmuştur.
Zaferi, bağımsızlığı, milli egemenliği, özgürlüğü, aydınlanmayı Kuva-yi Milliye ruhuna ve bilincine borçluyuz. Yeni Türkiye'yi bu ruh yaratmıştır. Oysa Serv Antlaşmasına göre, Türkiye sonsuza değin denetim altında tutulacak, kolu kanadı kırık, küçük, zavallı, ordusuz bir devletçik olarak kalacak diye tasarlanmıştı. Teslimiyetçi İstanbul yönetimi bu barbar, insafsız, rezil antlaşmayı imzalamış, milliyetçi Ankara yönetimi ise reddetmiş ve sonuçta yırtıp atmıştır. Şu günlerde sağlık sorunları yaşayan ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca Çanakkale Savaşını "Yeni Türkiye'nin önsözü" olarak deklere etmiştir.
Çanakkale'yi geçip İstanbul'a gelmeye çalışan Birleşik donanma bu amacına eskaza ulaşsaydı; "ki düşünmek bile istemiyorum" daha Balkan harbinin yıkıcı etkisini atamamış, direnişi sağlayacak ruhu olgunlaştıramamış olmanın da etkisiyle Türkiye biterdi. Bunun içindir ki 18 Mart zaferi de Çanakkale zaferinin mayasıdır.
Milli bilinç kökleşmeye, milliyetçiliğin önemi Çanakkale'de kavranmaya başlanmıştır. Irkçılıktan, şovenlikten yayılmacılıktan arınılmıştır. Liberalliğe özenenlere karşı milliyetçilerin üstünlüğü görülmüştür.
Çanakkale savaşları cephe gerisinde Türk kadınının gücünü kazanmaya başlamasının da  göstergesidir. Görev alan kadınlar peçelerini de açmaya başlamışlar, adeta akan bir yer altı nehri gibi hız alarak Cumhuriyeti hazırlayan akımlar arasında yerlerini almışlardır.
Çanakkale geçilememiş, Ruslara yardım yolları tıkanmış, bunun içindir ki, 1917 Rus devriminin gerçekleşmesinde başrol oynanmıştır. Rusya savaştan çekilmiştir. Milli mücadelede Ankara hükümetine Rus yardımının da yolları açılmıştır.
Çanakkale Zaferini lehine kullanamayan İstanbul hükümeti, geniş cephelere yayılmakla başta Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın, daha sonra imparatorluğun sonunu getirmiştir. Ancak moral değerleri yüksek Türk halkı ve onun genç subayları, Milli Mücadeleyi başlatmış ve yeni Türkiye Cumhuriyeti kurmuşlardır.
Çanakkale başlı başına bir tarih ve kültür hazinesi olmalıydı; ne yazık ki o savaşın efsane topları sonraki yıllarda hurdacılara satılmış, Nusret, Hamidiye, Muavemet, Bandırma gemileri de "en azından bir tanesi" müze olmak yerine satılmış, sökülüp parçalanmış, hurdaya çıkarılmışlardır.
Diri, canlı, hayat dolu, duyarlı, dikkatli, bilinçli, bağımsızlığa aşık, gururuna düşkün bir millet olduğumuz şüphe götürmez bir gerçek. Yapılan hatalar da bence bireysel azınlıklarca yapılmış. Yoksa Çanakkale dirilişini, milli mücadeleyi, o kutsal çılgınlığı, zaferi, ilkellikten ve bağnazlıktan kurtuluşu, uyanışı, aydınlanmayı, çağdaşlaşmayı, kadın özgürlüğünü, Cumhuriyeti, dünyanın Türk mucizesi diye andığı bu büyük mücadelenin gururunu da yaşayan bizleriz.
Şehitler, gaziler, kahramanlar, o öldürücü acılar, o emsalsiz sevinçler, inanılmaz başarılar asla hayal değil, gerçeğin ta kendisidir.
İçerden, dışardan söylenen ninnilerle, süslü kutular ve göz alıcı şişeler içinde sunulan uyku ilaçları ile uyutmaya çalışanların gazına da asla gelmemeliyiz.
Tarih son kez uyarıyor:
Dirliğin, birliğin, dilin, benliğin, tarihin, yurdun, adın bir kez daha giderse; bir daha hiçbir şekilde geri dönmez. Bunu iyi bil…
Sevgilerimle…