GÜZEL TÜRKİYEM - NEREDEN NEREYE!..

500-600 yıl süreç içinde Asyadan Avrupaya hudut çizmiş, tüm Kuzey Afrika, Ortadoğu, balkanlara uzanmış, Tuna Nehri paralelinde; Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Arnavutluk ve şimdi ki Türkiye'ye geçit vermek istemeyen şımarık Avusturya'nın kapısına dayanmış bir Osmanlı torunlarıyız diyen, böbürlenen bir milletiz.
Doğuda Afganistan, Pakistan, Hindistan'ın uzanmış, Mısır'a, Irak'a, Ürdün'e Güneyde Arap ülkelerine Batı Akdeniz Güney kıyılarında İspanya hudutlarına kadar at koşturmuş, denizlerinde cirit atmış, Sultan Süleyman'ın, Selimlerin, Fatih Mehmet'lerin ve Barbarosların afatları "torunları" olarak havalara girdiğimiz güzel Türkiye'mizin bugün ki konumuna bir göz atalım sevgili okurlarım; göz atalım ki ülkemizin yüz yıldır bir ileri- iki geri gitmiş olduğunu tespit ederek gerçekelri görelim.

Bildiğiniz tarihi neden ve şartlar içinde küçülerek, dağılarak da olsa Misak-i Milli  hudutlarını bize hediye eden büyük insan MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ve dava arkadaşlarının çizdikleri yol, koydukları ilkeler ve kurdukları Cumhuriyet'in gerçek yüzünü tespit edelim.

Harcanmış olan bu yüz yıla yakın dönemde gerçeklere baktığımızda ne yaptığımzı görebilmek açısından yararlı bir analiz olacağını düşünmekteyim.

Yukarıda özetlediğimiz kocaman Osmanlı hudutlarından sıyrılarak atalarımızın bizlere emanet ettiği o dönemdeki harap ama; tertemiz Türkiyemizin bugün ki konumuyla Osmanlı yıllarında yönetimimiz altında kalan Balkanlar, Kuzey Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Arap ülkeleri ile karşılaştıralım ki o araya sıkışmış harcanan süreci kazanç ve kayıplarını çok açık biçimde görme olanağını elde etmiş olalım.

Bu kıyaslamada geçmişteki Osmanlı yönetimi buyruğundaki bazı ülkelerin ne kadar çabuk Avrupa Birliği'ne girebildiğini ve onların bugünkü ekonomisi, sosyal düzeyleri ile Türkiyemizin konumunu ve acınacak halini ortaya koyabilelim.

Bu örnekleden sadece çarpıcı olan birkaç örneği verirken Türkiye Cumhuriyeti bireyi olarak en derin köşesinin sızladığını sizlerle paylaşmak isterim.

a)"Dünya Ekonomik Formu" tarafından yayınlanan bir raporu heralde gözden kaçırmadınız: "Kadınlara şiddette Türkiye ilk onda" başlığında özetlenen beraber olduğumuz aynı kefede bulınduğumuz ülkeleri dikkatle gözleyelim. Yemen, Çad, Pakistan, Nepal, Suudi Arabistan, Benin, Fas, Mısır ve Umman. Gördünüz mü değerli dostlarım neler yapmışız, kimlerle aynı potaya girmişiz. Osmanlı döneminde eyalet, valilik veya köy hatta mahalle olan yukarıdaki üçüncü sınıf ülkeler yirminci yüzyıl içinde sosyal ve ekonomik alanında Türkiye Cumhuriyeti ile aynı potaya girmiş daha doğrusu, Türkiye bu kadar geride kalmıştır.

Bunların içinde bir tane dahi Avrupa Birliği'ne dahil ülke var mı? Peki bu ayarda kadınlarımızın şiddet gördüğü ülkeler sınıfına bizi ve bu saydığımız ülkeleri neden kolayca kabul etmedikelrini ve neden yolumuza binbir taş koyduklarını anlayabildik mi şimdi?

b)Osmanl Dönemi'nde 500 yıla yakın vilayetimiz gibi olan Yunanistan'dan örneklemeye devam edelim ve onu bir yana koyarak kendilerinin ekonomik durumu, milli gelir dağalımının oranını da yine bir yana koyarak çok daha vahim önemlisi Yunanistan'ın ve Türkiyemizin bir vilayeti kadar olan Güney Kıbrıs'ın ele alalım. Onların Avrupa Birliği'ne girmesiyle Türkiyemizin hala bir sürü bahanelerle kapıda bekletilmesinin analizini çok iyi ortaya koyalım. Yani özetle Avrupa Birliği'ne girmemiz için baba Yunanistan ile evlat Güney Kıbrısın oylarını almak zorunda mıyız, değil miyiz? O ZAMAN YAZIKLAR OLSUN BİZİ BU GÜNE GETİRENLERE !

c)Şimdi yine çarpıcı örnek olarak Avrupa Birliği'ndeki müzakere sürecimizdeki olaylara bakalım. Kat edebildiğimiz ufak yolun dışında; halen o birliğe resmen katılmış olan yine bizim eski vilayetlerimizi de bir kenara bırakalım, iki yıl içinde yani 2010 yılında birliğe girmesi kabul edilmesi düşünülen  duruma bir bakalım.

Türkiye müzakereye açılan sadecee beş başlıkta kabul görmüş, askıya alınan sekiz başlık ve ayrıca müzakereye açılmayan yirmi başlıktaki konular ve zorluklar nedeniyle 2023 yılında belki kapılarını açacakalrını OLI REHN tarafından açıklanmıştır.

Değerli okurlarım, görüyorsunuz değil mi? Övündüğümüz, havalandığımız, şişindiğimiz ülkemiz kimlerle kıyaslanmaktadır? Dünya ile entegre olmak için yarıştığını sadece dinlediğimiz memleketimizin boş geçen yetmiş-seksen yılında nerelere getirdiklerini kendikeri vicdan muhasebeleriyle kararlarını versinler.

d)Avrupa Birliği içinde imtahandan geçmemizi gerektiren son örneğide vererek Avrupa Birliği kriterlerine uymayanları eklenti yapalım:

Bu yazımızı yazdığımız gün ulusumuzun kurtuluşunu sağlayan Cumhuriyet'in ilanıyla büyük liderin çocuklarımıza armağan ettiği tarih 23 Nisan Şenliklerini size anımsatmak isterim.
Ankara ve İstanbul'daki çocukalrımızın gösteri ve spor kıyafetlerinde birtek kısa pantolon veya kısa şort gördünüz mü, ilkbaharın cıvıl cıvıl yeşerdiği bu güzel aylarda yavrularımızın özgürce eğlence ve gösterisinde kalın kumaşlarla eşorfmanlar giydirildiği bir zihniyet kolay batıya yönelebilir mi, kabul edilir mi? Hadi canım sende.

Bir başka medya havadisi Türkiyemizde tüketilen ekmeğin %40 oranı çöpe gittiğini ve bu atılan miktarın Somali ülkesini doyurabileceği gerçeği çok çarpıcı olmaktadır. Neden mi? Kalite, hijyen şartlarına ve paketlemeye ve büyük bir kayba sebep olan ekmeğimize standart getiremeyen bir ülkenin kolay Avrupa kriterlerine ulaşması hakkı ve şansı var mıdır sizce?

Yukarıdaki çizdiğimiz ve daha örnek verebileceğimiz yüzlerce olumsuz tablo karşısında bazı kabul edilemeyecek olan bahane, gerekçe ve fasa-fiso laflarla geçiştirmek isteyen siyasetçi ve yöneticilerimiz şu hususu mutlaka beyinlerine  zımbalasınlar ki: Devran değişti. Milletin %70 oranı açlık sınırında yaşamaktadır, o nedenle seside soluğuda çıkmyor dermanları yok. Ancak seslerinin çıkması halinde çok gür olacak ve hepinizde hesap vererek duman olacaksınız sayın sorumlular. "BUDA BÖYLE BİLİNE"

SAĞLIK SEKTÖRÜNDE GELİŞİM

Saygıdeğer okuyucularım bundan önceki bazı yazılarımda çeşitli sektörlerle birlikte sağlık sektörümüze değinmiş, bu alanda çok fazla çağdaş uygulama ve yeniliklere olan ihtiycımızı sizlerle paylaşmıştım.
Bu konuda çok fazla gelişme olmadığını, yapılan Sosyal Güvenlik Kanun değişikliği, SSK ve diğer hastanelerimizin Sağlık Bakanlığı'na bağlanması yine eziyetlerin çekilmesine ve kuyrukların önlenmesini sağlayamadığı, sorunları aşamadığını gözlemlemekteyiz.

Bunun havadis olarak değil bizzat yaşamak suretiyle gördüğümü ve tespit ettiğimi söylemek zorundayım.

Geçirdiğim ufak bir operasyon öncesindeki ameliyat hazırlık sürecinde günde 300 kişinin röntgeninin çekildiğini ve bu 300 kişinin sabah 8 ile akşam 17 saatlerine kadar kuyrukta beklemek zorunda kaldıklarını gözlemledim. Daha önemlisi bu çekimlerin 20 metrekarelik bir oda içerisinde iki teknisyen tarafından radyasyon altında yaşayarak yapıldığını diğer tahlil ve muaynelerinde bundan farklı olmadığını ve bu eksiklikleri söylemek zorundayım. Ama bir yandan da bunlar olurken bazı işlemlerinde ve insanların hastalara davranışı nedeniyle yukarıdaki olumsuzluğuda unuttuğumu ve olumlu taraflarıda burada paylaşmak zorundayım.

İstanbul Araştırma ve Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü (1. Cerrahi) operasyon esnasında baaşta servis şefi Sayın Doç Dr. ACAR REN ile diğer doktor ve personeline: Bizzat ameliyathanede benimle konuşarak insancıl davranışlarıyla hastaya yaklaşan Sayın Op. Dr. ABDÜLKERİM ÖZAKAY, ameliyathane hemşiresi DERYA YADIRGA, anestezi teknisyeni DERYA YILMAZ, personeller Osman ve Yakup Beylere ve orada hizmet veren doktor ve hemşirelere ilgilerinden dolayı şükranlarımı sunuyor bana geçmiş olsun dileklerini ileten tüm dostlarım ve aile mensuplarıma da yürekten teşekkür ediyorum. Bu vesileyle hepinize sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.